• TİP’li Kadıgil’den Bakan Çiftçi’ye: İlayda Zorlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmanın durumu nedir? Adli tıp raporu tamamlanmış mıdır?
    21 Nisan 2026

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, 18 yaşındaki üniversite öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümünü soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı. Kadıgil, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye “İlayda Zorlu’nun ölümüne ilişkin adli soruşturmanın mevcut durumu nedir? Olay ‘intihar’ olarak kesinleşmiş midir, yoksa soruşturma devam etmekte midir? Ölümün nedenine ilişkin adli tıp raporu tamamlanmış mıdır? Tamamlandıysa bulgular nelerdir” diye sordu.

    Kadıgil, 18 yaşındaki Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümüne ilişkin İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Kadıgil, önergesinde şunları kaydetti:

    “Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi İlayda Zorlu’nun şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesi kamuoyunda geniş yankı uyandırmış; olayın ‘intihar’ olup olmadığına ilişkin tartışmalar ve çeşitli iddialar gündeme gelmiştir. Basına yansıyan haberlerde, Zorlu’nun katıldığı öğrenci eylemleri gerekçe gösterilerek ailesinin emniyet birimlerince arandığı, bu durumun aile üzerinde baskı yarattığı ve ailenin İlayda’ya şiddet uygulamasına yol açtığı öne sürülmektedir. Tarafımıza gelen ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; ‘Babam kızdı bağırdı, okula gitmeyeceksin dedi’ diyen İlayda’ya, konuşmak için ailesinin numarasını vermesini isteyen arkadaşları ‘Veremem beni döverler. Kaçmam gerek’ yanıtını aldı. İlayda’nın arkadaşlarına son mesajı 17.04’te yazdığı, ‘Ben yazana kadar sakın yazmayın bana. Tek mesaj bile. Babam eve geliyor yazmayın, telefonumu alacak birazdan. Yine de ulaşırım akşam’ ifadelerini kullandığı ve birkaç saat sonra yerel haber sitelerine İlayda’nın ölüm haberi düştüğü öğrenildi.

    Polisin anayasal haklarını kullanarak protesto gösterilerine katılan öğrencilere ilişkin aynı şekilde ailelerini arayarak ‘istihbaratçılık’ yaptığı daha önceki dönemlerde de gündeme gelmişti. Mart 2021’de benzer bir olay Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öğrencisi Ahmet S.’nin ailesi, kendisini polis olarak tanıtan bir kişi tarafından telefonla arandı. Kendisini İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden ‘Memur Can’ olarak tanıtan kişinin ‘Gençlerimizi kaybetmemek için böyle bir çalışma başlattık. Gençlerimizin böyle şeylere katılması bizi üzüyor. Twitter paylaşımları çok siyasi… Gözaltına alındı. Sen bir konuş istersen, memursun sorun olur. Sizin için söylüyorum’ dediği öne sürülmüştü. Aynı şekilde yüksek ev kiraları ve yurt yetersizliğine tepki için parklarda konaklayan öğrencilerin ailelerinin Emniyet’ten olduklarını söyleyen kişilerce arandığı söz konusu kişiler, öğrencilerin ailelerine ‘Bu eylemleri terörist gruplar yönlendiriyor, farkında mısınız?’ şeklinde ifadeler kullandığı basına ve kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındadır.

    2021 yılında; Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Melih Bulu’ya yönelik protesto eyleminde bulunan öğrencilerin ailelerinin Emniyet tarafından arandığı iddiaları üzerine dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yaptığı açıklamalarda, öğrencilerin ailelerinin emniyet birimlerince aranmasını ‘bilgilendirme’ olarak nitelendirmiş ve ‘Aileleri aramak bizim görevimiz’ ifadelerini kullanarak bu uygulamayı açık biçimde savunmuştur. Söz konusu uygulamaya ilişkin 22/03/2021 tarihli önergemize aylar sonra gelen yanıtta ise esas sorularımıza yanıt verilmeyerek ‘2911 sayılı ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’ ile ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’ çerçevesinde ‘hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalındığı’ iddia edilmiştir.”

    “Bu kapsamda aranan kişi sayısı ve aranan aile sayısı kaçtır?”

    Sera Kadıgil, Bakan Çiftçi’ye şu soruları yöneltti:

    “Emniyet birimlerinin Zorlu’nun ailesini aradığı iddiaları doğru mudur? Doğru ise, bu aramanın amacı, içeriği ve kapsamı nedir? Görüşmeler kayıt altına alınmış mıdır?

    Kolluk kuvvetlerinin, yetişkin bir bireyin katıldığı eylemler nedeniyle ailesiyle iletişime geçmesine ilişkin yasal dayanak nedir?

    Bu tür uygulamalar hangi mevzuata dayanılarak yürütülmektedir? Açık bir yönetmelik veya genelge mevcut mudur? Dönemin İçişleri Bakanı Soylu’nun ifade ettiği şekliyle de-facto olarak ‘bilgilendirme’ ve ‘Aileleri aramak bizim görevimiz’ anlayışına mı dayanmaktadır?

    İlayda Zorlu’nun ölümüne ilişkin adli soruşturmanın mevcut durumu nedir? Olay ‘intihar’ olarak kesinleşmiş midir, yoksa soruşturma devam etmekte midir? Ölümün nedenine ilişkin adli tıp raporu tamamlanmış mıdır? Tamamlandıysa bulgular nelerdir?

    İlayda’nın ailesinin emniyet mensuplarınca aranamasın ardından baskı ve şiddet gördüğü iddiaları ‘Babam kızdı bağırdı, okula gitmeyeceksin… Veremem beni döverler. Kaçmam gerek… Ben yazana kadar sakın yazmayın bana. Tek mesaj bile. Babam eve geliyor yazmayın, telefonumu alacak birazdan. Yine de ulaşırım akşam’ ifadelerini kullandıktan bir kaç saat sonra ölüm haberinin gelmesi olayın intihar dışında bir nedenle gerçekleşmiş olabileceğine ilişkin ihtimalleri gündeme getirirken konuya ilişkin bir inceleme yapılmış mıdır?

    İlayda’nın ölümünden önce maruz kaldığı iddia edilen baskı, tehdit veya yönlendirmelere ilişkin bir soruşturma açılmış mıdır?İlgili olay özelinde, kolluk görevlileri hakkında idari inceleme veya soruşturma başlatılmış mıdır?

    Son 5 yıl içinde, herhangi bir eylem veya soruşturma kapsamında bireylerin ailelerinin emniyet birimlerince aranması uygulaması kaç kez gerçekleştirilmiştir? Bu kapsamda aranan kişi sayısı ve aranan aile sayısı kaçtır? Bu uygulamaya ilişkin istatistik tutulmakta mıdır?

    Ailelerin aranmasının, birey üzerinde dolaylı baskı oluşturabileceği yönünde Bakanlığınızca yapılmış herhangi bir değerlendirme veya inceleme var mıdır?Bu tür uygulamaların kişi hak ve özgürlükleri ile özel hayatın gizliliği ilkesine uygunluğu nasıl denetlenmektedir?”

    ÇOK OKUNANLAR